İşitme kaybı tedavisinde başarı doğru teşhisle başlıyor

İşitme kaybı tedavisinde başarı doğru teşhisle başlıyor

Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Kliniği, işitme kayıplı bireylerin teşhisi ve tedavisi alanında uzman altı öğretim üyesi, sekiz araştırma görevlisi, odyolog ve odyometristlerden oluşan geniş bir ekiple çalışıyor. Ekip, Güney Doğu Anadolu bölgesinde yaygın görülen işitme kaybı konusunda yeni doğan ve yetişkin hastalara sistematik ve sonuç odaklı tedaviler sunuyor.

 Ülkemizde ve dünyada, doğan her bin çocuğun 3 ila 4’ünde görülen işitme kaybı yetişkinlerde de yaşa bağlı olarak ya da iç kulağı etkilen hastalıklar sonucu oluşabiliyor. İşitme kaybının günümüzün çağdaş implant teknolojileri ile ortadan kaldırılabilmesi mümkün, ancak doğru bir teşhisle başlayan tedavi sürecinin, uzman bir ekip tarafından gerçekleştirilmesi ve hasta ve yakınları ile iş birliği içinde yürütülmesi önem taşıyor. 

Güney Doğu Anadolu’nun en büyük sağlık kurumlarından biri olan Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nin Başhekimi ve KBB Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Akdağ, hastanenin KBB Kliniği’nde işitme kayıplı yetişkin ve yeni doğan hastaların teşhisten itibaren, deneyimli ekipleri sayesinde başarılı bir tedavi süreci geçirdiğini belirtti. Uzun yıllardır kulak ve kulak hastalıkları ile ilgili tecrübeli ve spesifik olarak çalışan kliniğin, hastalara ve hastalıklara yaklaşımda bilimsel ve güncel verilere dayanarak çeşitli algoritmalar oluşturduğunu ifade eden Akdağ, şöyle devam etti: “Tedavi algoritmalarımız çerçevesinde polikliniğe başvuran hastalarımızın hangi aşamalardan geçeceği ve hangi tedaviler uygulanacağı önceden belirlenmiştir. Hastalarımız polikliniğimize başvurduğunda gerekli değerlendirmeler yapılarak uygun tedavi yöntemlerine yönlendirilir. Bu algoritma kalıplarına tam olarak uymayan veya tedavi seçeneklerinde belirsizliğin olduğu hasta veya hastalıklarda ise, kulak hastalıkları üzerine spesifik çalışan iki cerrah-odyolog ve uzman doktorumuzun olduğu konseyde tartışılarak karara varılır.” 

 

Klinikte altı öğretim üyesi, sekiz araştırma görevlisi, odyolog ve odyometristlerden oluşan güçlü bir ekibin çalıştığını söyleyen Akdağ, işitme kaybı şikayetiyle gelen hastaların ilk olarak araştırma görevlisi ve sorumlu öğretim üyesi tarafından karşılandığını, düzenli ve sistematik çalışma programı sayesinde süreç boyunca hangi hastayı hangi öğretim üyesinin takip edeceğinin baştan belirlendiğini ifade etti.  Hastane yönetim stratejilerinin, temel anlamda yasal mevzuatlar çerçevesinde hasta memnuniyeti hedefiyle, rekabetçi ve yüksek kalite standardında hizmet vermek olduğunu vurgulayan Akdağ gerek tanı ve gerekse tedavi anlamında bilimsel kurallar çerçevesinde, yüksek teknolojiyi kullanarak ve multi disipliner çalışarak başarılarını her geçen gün artırdıklarını ifade etti.

Bebek ve çocuk hastalarda yaygın olarak konuşamama şikayetiyle geliniyor

Yetişkin hastaların konuşulanı anlamama ve çınlama gibi şikayetlerle başvurduğunu söyleyen Akdağ, bebek ve çocuk hastalarda ise konuşmama, dil gelişiminin yaşıtlarının gerisinde olması gibi şikayetlerin yaygın olduğunu belirtti. Hastanın şikâyeti, beklentileri ve işitme testlerinin sonuçlarına uygun seçeneklere karar verildiğini belirten Akdağ, tedavi veya işitme amplifikasyonu açısından tartışmalı vakaları implant konseyi içerisinde değerlendirdiklerini ifade etti. Hastalar uygun cihazlandırma veya cerrahi sonrasında cihazdan sağlanan faydanın arttırılabilmesi için yine poliklinik ve odyoloji birimlerimizde takibe alınıyor.

 Klinikte görev yapan KBB uzmanı Prof. Dr. Müzeyyen Yıldırım Baylan da hastaların ve ailenin amplifikasyon ve rehabilitasyonun önemi açısından bilinçlendirilmesinin çok önemli olduğunu söyledi. İşitme cihazlarından fayda görmeyen hastaların koklear implantasyona uygunluk açısından değerlendirildiğini belirten Baylan, radyolojik olarak hastaların iç kulak yapılarının, psikolojik ve nörolojik gelişimlerinin incelendiğini söyledi. Baylan şöyle devam etti: “Koklear implantasyon için medikal ve SGK kurallarına uygunluğu bulunan hastaları 15 gün ila 1 ay içinde ameliyata almaktayız.  Cerrahi sonrasında hastanın iyileşme süresine uygun olarak 2-4 hafta sonra odyologlar tarafından cihaz aktif hale getiriliyor. Hastalarımızın bu aşamadan sonra odyoloji birimi ve eğitim kurumlarınca verilen rehabilitasyona devam ediyor. Cerrahi alanın iyileşmesi açısından polikliniğimizde aylık-3 aylık-6 aylık takip muayeneleri yapılıyor.” 

 “İşitme cihazları, koklear implantlar ve kemik iletimli implantların 

çalışma prensipleri farklı”

Konvansiyonel işitme cihazlarının çalışma prensibini dışardaki sesi yükselterek orta kulağa, oradan iç kulak ve beyne gönderme olarak özetleyen Baylan, hafif-orta-ileri derecede sensörinöral (sinirsel) veya mix tip işitme kayıplarında hastalara konvansiyonel işitme cihazları önerdiklerini belirtti. İleri-çok ileri derecede nörosensöriyel-mix tip işitme kaybı olup konvansiyonel işitme cihazlarından fayda görmeyen hastaları ise koklear implantasyon açısından değerlendirdiklerini ifade eden Baylan, koklear implantın ses dalgalarını elektriksel enerjiye çevirerek ve doğrudan işitme sinirini uyararak çalıştığını söyledi. Baylan, kemik iletimli implantların ise kafatası kemiği aracılığıyla ses dalgalarını doğrudan iç kulağa ileterek işitme sistemini harekete geçirdiğine dikkat çekti. Baylan şöyle devam etti: “En az 3 ay işitme cihazı kullanımından fayda görmeyen, cihazlandırma ve eğitim rehabilitasyonuna rağmen konuşma gelişimi sağlanamayan her hastaya mümkün olduğu kadar erken zamanda implant uygulanmalıdır. İşitme yolları ve beyindeki işitme alanlarının mümkün olduğunca en kısa sürede uyarılması sağlanmalıdır. Ancak bu süre bebekler için en erken 1 yaşından sonra olabilmektedir. Ayrıca hem bebek hem de erişkin hastalarda implantasyon cerrahisi için sağlık durumlarının anestezi ve cerrahi müdahaleye uygun olması gerekmektedir. Ameliyat ortalama iki saat sürmektedir.”

Koklear implantasyon ile hastanın işittiği sesleri algılaması ve bunları yorumlaması ile dil gelişiminin sağlanması için rehabilitasyonun ve eğitimin önemine dikkat çeken Baylan, hastaların önemli bir kısmının normal akranlarıyla aynı eğitim seviyesini yakalamayı başardığını, rehabilitasyona gerekli önem gösterilmediği durumlarda hastaların yaşıtlarına göre dil gelişiminin geri kaldığını ifade etti. Baylan “Bu nedenle koklear implantasyon sadece cihazın cerrahi olarak yerleştirilmesinden ibaret bir süreç değildir, öncesi ve sonrasındaki süreçlerin de yerine getirilmesi ve hastalarımızın bu süreçlere uyum konusunda motivasyonlarının yüksek olması gerekmektedir”, dedi. 

Başarılı vakalardan örnekler veren Baylan, işitsel nöropati nedeniyle progresif işitme kaybı bulunan ve lise döneminde eğitimini yarım bırakmak zorunda kalan bir hastalarında, implantlama sonrasında mükemmel bir konuşmayı anlama performansı geliştirebildiğini ve hastanın, yeniden üniversite sınavlarına hazırlandığını belirtti. Bir başka örnekte ise yaşı sınırda bir çocuk hastaya implant uyguladıklarını, oldukça hareketli, uyumsuz, sürekli ağlayan ve hiperaktif davranışlar sergileyen hastanın, ameliyattan sonraki altı ayda davranışsal olarak tamamen normal ve sağlıklı bir noktaya geldiğini gördüklerini ifade etti. Baylan, “Yarattığı etkileri ve sonuçları görünce kişiye işitme duyusunu tekrar kazandırmanın tek başına müthiş bir mucize olduğunu düşünüyorum. Biz ekip olarak bu mucizelerle her karşılaştığımızda tarif edilemez bir mutluluk duyuyoruz”, dedi.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Benzer İçerikler

Yazar Hakkında: Seda Akbay

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir