Kemal Okuyan: Meclisi boşaltın, AKP oyununu kendi kendine oynasın

Kemal Okuyan: Meclisi boşaltın, AKP oyununu kendi kendine oynasın

Çarşamba akşamları soL TV'de yayınlanan Kemal Okuyan'la Gündem programında bu hafta siyasette ve toplumda çürümenin boyutları konuşuldu.

Gergerlioğlu'nun vekilliğinin düşürülmesini sorarak programı açan gazeteci Şule Aydın'ın sorusuna TKP Genel Sekreteri Okuyan şöyle yanıt verdi:

"Milletvekili dokunulmazlıklarından bahsederken iş döndü dolaştı yargının konusu dahi olmayan bir paylaşım nedeniyle milletvekilinin vekilliğinin düşmesine neden oldu ve apar topar çıkartmaya kalktılar. Çok tuhaf bir görüntü bu. Kendi koydukları kurallara dahi uymayan bir siyasi iktidar var. Milletvekilliği kağıt üzerinde düşürüldü. Buna dönük tepkiler son derece haklı, 'Milletvekili olmaya devam ediyorum' doğru bir çıkış. Vekilliği sosyal medya paylaşımından düşürüyorsunuz, gazetecileri aynı sebeple gözaltına alıyorsunuz. Bunun yanı sıra AKP İzmir Milletvekili Alpay, yakasına yapışıp dışarı atmaya kalktı. Bir milletvekili meclise bu yüzden sokulmuş belli ki, hiçbir denetleme yok. Görüntüler insanın sinirini bozuyor. Alpay'a futbolculuğunda da tahammül edemezdim zaten, sağa sola saldıran biriydi."

Bugün yaşananları "muhalefeti parçalamaya da dönük ama daha özlü bir mesele" olarak niteleyen Okuyan, "Seçme hakkı insanlığın büyük bir kazanımı. Ne kadar göstermelik olsa da, kazanım olarak görülmeli bunlar. Uzun bir süredir AKP bu oyunun kurallarını bozup değiştiriyor ve bu ilk değil, kanıksandı. Biz Meclis'te değiliz ama olsaydık çağrımız 'Meclis'i boşaltın' olurdu. Muhalefet ise sokağı bir kenara koyuyor. O zaman diğer tarafta radikal bir tepki verilmeli ve o tepki de 'Bu oyunu biz senin kurallarınla oynamıyoruz' denmesidir. Bunun yerine mecliste konuşmalar yapılyor, soru önergeleri veriliyor." dedi.

AKP HDP'yi kapatma adımını elinde koz olarak tutuyor

HDP'nin kapatılması davası hakkında konuşan Okuyan, davanın kapatma yönünde bir adım olduğunu düşünmek için erken olduğu, bütünüyle siyasi nedenlerle açılan davanın AKP tarafından elde tutulmak istenen bir koz anlamına geldiği yorumunu yaptı ve "Davanın açılması için yasalara göre ağır bir iddianame hazırlanmalı. Genel olarak bir siyasi partinin 'terör'le doğrudan ilişkilendirilmesiyle açılabilir. Bu süreç kısa sürmez ama HDP ve Millet İttifakı üzerinde belli ki baskı olarak kullanılacak, muhtemelen elde dursun diyeceklerdir ya da AYM kapatmadı, biz gerekeni yaptık diyebilirler" diye konuştu. Bu süreçte Türkiye'nin siyasi dengeleri ve dış politikasında da önemli gelişmeler olacağını söyleyen Okuyan, "Bunu bir baskı aracı olarak kullanacaklar ve tabii hukuki bir karar verilmeyecek, siyasi bir karar verilecek" dedi.

Gazeteci Aydın'ın "Muhafazakarlıktan ziyade milliyetçi argümanlarla hareket ediliyor denilebilir mi?" sorusuna ilişkin konuşan Okuyan şunları söyledi:

"HDP'ye dönük hamlelerin ideolojik yönleri olsa da ortada tamamen siyasi pragmatizm. HDP, AKP'yi son dönemde kritik dönemeçlerde desteklemedi, AKP HDP'yi Millet İttifakı'ndan koparamadı, koparsa milliyetçi retorikten hemen uzaklaşır. AKP'nin yeni kurulduğunda da farklı bir iddiası yoktu. Biz o zaman da bu parti gerici, baskıcı karakterli bir partidir demiştik. Tek başına muhafazakarlıktan ziyade milliyetçiliğe geçiş olarak görülmemeli. Bunu genelde liberaller söylüyor. 'AKP'yi esir aldı milliyetçiler' değerlendirmesi kolaycılık olur, dış politikada da aynısı yapılıyor ama yanlış. AKP hızlı hareket edebilen bir parti, İslamcılığı, dinciliği sabit, milliyetçiliği falan dönemsel bir imajla ilgili."

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan şöyle devam etti:

"Türkiye'de milliyetçi taban önemsenmiyor demiyorum ama MHP her zaman siyasi iktidarın zaten yardımcısı oldu; ya sokakta ya söylemleriyle. Aslında sağ siyasi iktidarların da kendilerini merkezde göstermesine yaradı. Faşist kültüre giden siyasi partilerin diğer partiler açısından avantajı şu, diğer partileri ılımlı gösteriyor. Erdoğan da yarın bir manevra yaptığında bütün suç MHP'ye kalacak."

Aydın, Okuyan'a andımız tartışmalarına ilişkin düşüncelerini sordu. Okuyan, "Her ulus devlet kendisini yeniden tarif eder. Türk ve Türkiye kavramı örneğin 19. yüzyılda coğrafyamızda tüm müslümanlara verilen ortak ad, bunu Marx'ta bile görürsünüz. Dolayısıyla bir ülke 'içimdeki tüm zenginliği şu adla birleştiriyorum' diyebilir. Bu Türkiye'de bazı halkların dışlanmasıyla sonuçlanmış. Belli kesimlerin kendini içinde hissetmediği bir and bu. Çocuklara söyletiliyor ve uygun değil. O dönem koşulları evet farklıydı ama bugün geleceğe işaret eden, özgürlükçü, adalet anlayışı taşıması gereken bir yapıda olmalı." yorumunda bulundu ve AKP'nin andımızla uğraşmasının sebebinin çözüm süreci öncesini kolaylaştırmak, Atatürk ve laiklikten tamamen kurtulmak olduğunu ifade etti. Parti olarak AKP'nin her kararına karşı olduklarını söyleyen Okuyan, AKP'nin başından beri bir misyonun partisi olduğunu ve o misyonun yıkıcı ve tarihin tekerleklerini geriye doğru ittiren bir misyon olduğunu söyledi.

Yerel yönetimlerde halkçı ve saydam bir anlayış esas olmalıdır

Yerel yönetimlerde AKP'nin yetki kısıtlamasıyla ilgili TKP Genel Sekreteri, "muhalefetin AYM'ye başvurup 'biz belli taahhütlerle seçimi kazandık ve önümüzdeki seçime kadar bunu uygulayacağız' demesi hukuken çok güçlü bir argüman olur, hukuk yoksa da masa devrilir" yorumunda bulundu. Bununla birlikte TKP'nin ittifakla kazandığı Dersim Belediyesi'ndeki uygulamaların başarılı ilerlediğini söyleyen Okuyan, halkçı ve saydam belediyecilik anlayışının en önemli kazanımlardan bir tanesi olduğunu vurguladı.

Aydın, Enver Aysever'in gözaltına alınmasının gerekçesi olan İzmir Belediyesi etkinlikleriyle ilgili konu hakkında Okuyan'a görüşlerini sordu. Okuyan konu hakkında şöyle konuştu: 

"Bir sanatçı ya da yazarın belediyeyle ilişkisi mali bir bağ üzerinden kuruluyorsa burada iki ilke geçerlidir. Biri hukuksal çerçeve, yani her şeyin saydam kuralına göre yapılması. İkinci mesele de adalet duygusunu zedelememesi lazım. Bu tabi soyut bir kavram. Belediyelerin görevlerinden biri kültür sanat. Enver Aysever'e bağırıp çağıranların bir bölümü yerel yönetimlerle bu tür ilişkilere giren insanlar. 'Bu doğru mudur' meselesinde saydamlığın tekrar altını çiziyorum. Belediyelerin sanatçıya yazara sahip çıkması olumlu bir şeydir."

İş cinayetlerinde hukuk sermayeyi kolluyor

Sakarya'da havai fişek fabrikasında gerçekleşen patlamayla ilgili devam eden davaya sözü getiren Aydın, Okuyan'a düşüncelerini sordu. Okuyan şu yorumda bulundu:

"Türkiye'de işçi cinayetlerinin bir bölümü katliam boyutunda, Soma en acı örneklerden. Burdaki hukuk tamamen sermaye ve patronu kolluyor, her şeyde olduğu gibi. Devlet ölen işçilerin ailesine yardım yapıyor, kamu kaynaklarından kan bedeli ödüyor ve 'sus otur' deniyor. Geçmişte Zonguldak'ta maden kazalarında da oluyordu bu. Evet ailelere mali olarak sahip çıkılmalı ama konunun başka bir boyutu var: Cinayetin hesabı sorulmuyor."

Şule Aydın Ayasofya İmamı'nın kadın cinayetleri hakkındaki sözleri ve sonrasında Özlem Zengin'in ona gösterdiği tepkiyle başlayan tartışmayı da Okuyan'a sordu. "Aile içi kavga" mı, gericilik yarışı mı? diye soran Aydın'a Okuyan, öteden beri islamcı çevrelerin Türkiye'de hız açısından farklılıkları olduğunu, islamcılığı çizgi olarak benimseyenler arasında önemli bir fark olmadığını söyledi. Birilerinin "daha hızlı gidelim" dediğini belirten Okuyan, "ama emin olun yapabileceklerine inansalar, örneğin hilafet konusunu derhal hayata geçirirler. Aralarındaki farklılıklar bizi ilgilendirmiyor" yorumunu yaptı. TKP Genel Sekreteri Okuyan, "Ayasofya İmamı"nın öncülük üstlendiğini söyleyerek "Diyanet İşleri Başkanı'yla rekabet ediyor, AKP içinden gelen uyarılarınsa hiçbir inandırcılığı yok" dedi ve daha önce yaptığı bir öneriyi hatırlatarak "Bence 'Ayasofya İmamı' hükümet sözcüsü olsun" dedi.

Çürümenin yarattığı tahribat evrensel boyutlara ulaştı

Aydın'ın toplumdaki çürümenin nasıl çözüleceği sorusuna Okuyan'ın yanıtı şöyle oldu:

"Adalet duygusu yerleşmeli. Örneğin düşmanına dahi yalan, dolan, iftirayla yaklaşmama, sevmediğin aciz duruma düşmüş birine tekme savurmama, bunlar adalet duygusunun gereği. Bu alışkanlıklar yitirildi ve özel yaşam da aynı şekilde kayboldu. Toplum hem teşhirci hem röntgenci oldu. Sosyal medyada da çocuğunu, karısını dövüyor, sarkıntılık ediyor. Teşhircilik, başkasının acizliğinden keyif alma… Bunlar evrensel bir tahribata dönüştü." 

Teşhircilik, röntgencilik ve linç kültürüyle mücadele edilmesi gerektiğini söyleyen Okuyan, "Bir hayvana işkence edip görüntüsünü sunuyorsa insanlar, çürüme ciddi boyutlara gelmiş demektir. AKP de oturup düşünsün, dinci bir iktidarda toplum ne hale geldi" dedi.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Benzer İçerikler

Yazar Hakkında: Seda Akbay

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir